7 Temmuz 2012 Cumartesi
Okuduklarımdan-1
Bildiğimizi sandığımız şeyler hakkında bazen ne kadar az şey biliyoruz. Özellikle yakın tarihimiz hakkında. Geçen ay Turgut Özakman'ın Türk mucizesi adlı kitabını okudum. Atatürk kurtuluş savaşlarını yıllarca cephede savaşarak yönettikten sonra bir o kadar da Cumhuriyet'in ilanından sonra devrim ve uygarlık mücadelesine eğitim, kültür ve ekonomik alanında devam etmiş.
Savaş döneminde çok eksikliğini hissettiği demiryollarının yapımıyla önce ülkenin fiziki bütünlüğünü sağlamak amacıyla ilk adımlarını atmış. Sonrasında borçlanmamaya özen göstererek küçük ama denk bir bütçyele yavaş yavaş fabrikalar açılmaya başlanmış. Dikkatimi çeken noktalardan biri de o dönem açılan fabrikaların aynı zamanda birer kültür merkezi olarak kullanıldığının anlatılması.
Örneğin Merinos Yünlü Dokuma Fabrikası'nın açılan diğer devlet fabrikaları gibi sadece bir fabrika olmadığı, geniş salonlarında yapılan düğünler, toplantılar, bololar ile Bursa halkı için tam bir kültür merkezi olduğu vurgulanıyor. Fabrikanın sağlık birimi çalışanların ailelerine bedava bakıyor, fabrika şehre en yeni gelen filmlerin gösterimini yapıyor.
Düşünün öyle bir dönem ki devlet kurduğu fabrikayı sosyal devlet anlayışının gereği olarak halk için bir kültür merkezi haline getiriyor. Zaten halkevleri ve bunun gibi uygulamalar dönemin en can alıcı özelliklerini oluşturuyor.
Devrim dönemlerinin ilk zamanlarının tam olarak demokrasiyi yansıtması beklenemez. Yazar da o dönemde bir "yarı demokrasi" olduğundan bahsediyor. İki defa çok partili hayata geçiş denemesi yapılıyor ama ikisi de hayalkırıklığı ile sonuçlanıyor.
Atatürk İtalya'da Mussolini, Almanya'da Hitler, İspanya'da Franco gibi diktatör özellikleriyle dikkat çeken insanlarla aynı dönemde yaşadı. Fakat onlardan farklı olarak kendisine özgü bir felsefe doğrultusunda Cumhuriyet'i benimsedikten sonra halkın eğitimi, kalkınması ve refahı için atılımlarda bulundu. Üstelik bunu yüzlerce yıllık saltanat ve bağnazlık anlayışı karşısında gercekleştirdi.
Çevresindekilerin kendisini anlayamadığı zamanlar oldu, devrimlerini gerçekleştirmek için kalıplaşmış yargılar karşısında ilerigörüşlüğü ile uygun zamanları bekledi. Günümüzde hakettiği değeri vermeyenler de olsa yaşadığı dönemde halkın derin saygısını ve sevgısını kazandı. Dünya belki bizden daha çok anladı onu ve bütün bu dönemde yaşananları "Türk Mucizesi" olarak adlandırdı.
Her dönemin doğrusu kadar yanlışı da olabilir. Bize "doğru" diye anlatılanların ve öğretilenlerin her zaman sorgulanmaya ihtiyacı olabildiğini gözardı etmeden yakın tarihe iyi bakmalı. Okunası bir kitap.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder