
Bizim evin çiceklerle olan ilişkisi üzerine yazasım geldi. Önceki evimizde (ki 16 yıl oturduk kendisinde) koskocaman sokakta sadece bir tane ağaç vardı. O canım ağaç da şehrimizin uyumuna gölge düşmesin denilerek kaldırıma dikilmişti. Fakat o inadına dallarını sokağa sokağa uzatarak büyüdü. Balkondan her baktığımda ona bakıp neyse dışarı baktığımda bir tane de olsa "yeşil" görebiliyorum derdim. Fakat maalesef biz o sokaktan taşınmadan bir iki yıl önce sevgili ağaç sokağın ortasına doğru büyüme eğilimi karşısında kesiliverdi. Pencereden bakıp de kesildiğini gördüğümde ne öfkelenmiştim ne söylenivermiştim ama. Ağaç kesildikten bir iki yıl sonra da o sokaktan taşındık. Sonra yeni taşındığımız evde de arka bahçeden dalları bizim evin balkonuna kadar uzanan bir "vişne" ağacı vardı. Şehir de apartmanların arasında topraktan uzak büyümüş mesala bir salyangoz görünce hayretle inceleyen biri için balkona uzanan daldan vişne koparıp yemek eskimoların evlerinin önünde güneşlenebilmeleriyle eş değer. Bir gün annemle biraz abartıp bir iki kilo vişne toplamıştık hem de aşağı inmeden balkondan:) Sona noldu? O ağacı da bahçenin sahibi "amanın ağacın dalları binayı sardı komşular rahatsız olacak diye kesti" Rahatsız olmak mı? Yahu hayatımın en güzel anlarındandı o vişneleri toplayıp yemek. Üstelik aslında ağacı kesen sahibi bizim apartmana topladığınız kadar toplayın diyerek izin de vermişti :(
Fakat ben kendimi bildim bileli bizim evde çiceklere özel bir hassasiyet var. İlk adını duyduğum çicek "aşk merdiveni". Adını annemlerden duyup da çocuk aklıyla çiceği incelediğimde çok mantıklı bulup "hee bu tırtıklı yerleri merdivene benzetiyorlar aşk nerden geliyor bilemedim ama ondan merdiven diyorlar demek kiiiiiii" demiştim.
Annemin özel uzmanlık alanı ise "menekşeler" Özenle saksılara eker, yapraklarını parlatır, mutfakta onları sergiler ve yapraklar çicek açtı mı şefkat ve gururla "bakın actı benim kızlarııım" der:) İş yerindeki odamı renklendirmek için annemin menekşelerinden birini istedim zevkle verdi. Odamın en güzel yerine koydum, annemin tarif ettiği gibi üstten değil saksının altından suladım. Bir iki hafta sonra "pembe" bir menekşe açıverdi. Sonra nolduysa pembe menekşe öldü. Ben sulamaya devam ettim. Bir süre sonra bir tane daha menekşe açtı. Ama bir gariplik var. Bu sefer mor açtı:) Konuya hakim olmadığımdan şaşkın şaşkın saksıya bakarken mesai arkadaşım Saliha'nın sesiyle irkildim " çift kök ekmiş demek ki annen" Anaaa:) Meğer annem alanında kendince yeni uygulamara girişmiş. Bu arada ben de hafiften gururla söyleyeyım mor menekşeler dört oldu hee:)

Gelişigüzel yazıyorum ya aklıma şuan gelen bir şeyle bitireyim. Annemin annesininin yani anneanemin adı "Çicek". Etrafındakiler "Çicek Ana" diye seslenirdi anneanneme. 2008 de kaybettik kendisini sevgi, saygı ve rahmetle...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder